Hadi Çaman’ın Dramı - 19 Eylül 2008
Ali Eyüboğlu
Anlatması
zor bir fotoğraf bu... Açlık deyince akıllara gelen
Afrikalı insanların fotoğraflarını düşünün... “Bir deri
bir kemik kalmış” denir ya, aynen öyle...
Yemek yiyemiyor, su içemiyor, konuşuyor ama sesi
çıkmıyor... Meramını ifade edemediği için de haliyle
öfkeleniyor, üzülüyor...
Bebekler gibi mamayla besleniyor...
Bebekler mamasını kaşıkla yiyor, ama o çiğneme refleksi
yok olduğu için delinen gırtlaktan mideye salınan
hortumlardan gelen sıvılarla...
Vücudun tüm kasları eridiği için ayağa kalkamıyor, o
nedenle o da çocuklar gibi bezleniyor.
Yüreğim el vermediği için fotoğrafını çekemeyip,
durumunu yazarak gözler önüne sermeye çalıştığım bu
insan, tiyatro oyuncusu Hadi Çaman...
2007’nin son günlerinde ALS hastalığına yakalanan Çaman,
2008’in mayıs ayından bu yana Kızıltoprak’taki Doğa
Huzurevi’nde.
Önceki gün Huzurevi’nin sahibi Levent Cebir aracılığıyla
randevu alıp gittim ziyaretine...
Yıllarca tiyatro dünyasının haberlerini yapan gazeteci
Bülent Kınay, dostu Çaman’ın son halini ağlayarak
anlatırken beynimde hayali bir fotoğraf oluşmuştu, ama o
fotoğrafın, gerçeğiyle uzak yakın alakası yoktu.
Zaman zaman bilinci konusunda da sorun yaşayan Çaman,
beni görünce hemen tanıdı. Gözleri ışıl ışıl oldu, bir
şeyler söylemeye başladı. Huzurevi çalışanları, Çaman’ın
söylemeye çalıştıklarını bana aktardı.
Fotoğraflarla teselli
İlk gösterdiği şey, yatağının dibindeki demire
astığı fotoğraflar oldu...
Fotoğrafların biri; Hadi Çaman’ın Kocaeli
Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan oğlu Efe ile
sağlıklı ve mutlu günlerinden bir kareydi, diğeri de
gelini ve torunuyla birlikte Hadi Çaman...
Üstteki fotoğrafı gösterip, “Benim torunum” derken
gözleri doldu. Sonra cebimdeki bloknotu çıkarıp verdim
kendisine, bir de kalem, meramını daha rahat anlatması
için...
Parmakları kalemi tutup, düzgün şekilde yazı yazmasına
imkân vermiyordu ama ona rağmen bir hayli çabaladı bir
şeyler yazmak için.
“Sesim yok... İnanılmaz zayıfladım. Evde yaşamama imkân
yok. Münir Özkul’la Vehbi Koç’un kızı da benim gibi...
40 yıldan sonra bu hale gelmem beni mahvetti. Ölmek
istiyorum” deyip, altını imzalayıp, bloknotu bana
uzattı...
Yazdıklarını okuyunca içim burkuldu.
Düzenli olarak kullandığım şeker ve tansiyon ilaçlarımı
saatlerinde almış olmama rağmen kendimi iyi
hissetmediğimi anlayınca mecburen elini sıkıp, acil
şifalar diledikten sonra çıktım odasından...
Yanından ayrılmadan önce son kez göz göze geldiğimizde
birkaç dakika önce torununun fotoğrafını gösterince
dolan gözlerinin nemlenmesi ise bir hançer gibi saplandı
yüreğime...
Tolga Çevik’ten yardım eli
Sevenlerinin belleğindeki fotoğrafını silmemek için
Hadi Çaman’ın o halinin fotoğrafını çekip yayınlamayı
aklımın uçundan bile geçirmedim.
Bu nedenle izin istemeye bile teşebbüs etmedim.
“Peki ona rağmen bu yazıyı niye yazdın?” diyenler olursa
açıklayayım. Birkaç sanatçı dostu, seveni ya da Hadi
Çaman Tiyatrosu’nun öğrencileri belki bu yazıyı okur da
ziyaretine gider ve maddi manevi destek olurlar diye...
Çünkü maddi ve manevi olarak insanı bir hayli yoran bir
hastalık ALS.
Öğrendiğim kadarıyla şimdiye kadar sanat dünyasından
Çaman’ın ziyaretine gidenler Füsun ve Sevinç Erbulak’la
sınırlı. Ekrem Bora da, aynı huzurevinde kalan bir
yakınını ziyaret ettiğinde Çaman’a da uğrayanlardan...
Bir de Tolga Çevik var eski hocasına bir miktar da olsa
maddi destek veren.
Bir süre önce sanatçıya maddi destek amacıyla düzenlenen
geceden elde edilen gelir, bitti ya da bitmek üzere...
Hadi Çaman’a bir kez daha acil şifalar diliyorum
buradan...
|